Uyuşturucu bağımlısının rüyasıyla konsolosluğa saldırdılar
İsrail Konsolosluğu’na yönelik saldırının üzerinden bir hafta geçti.
Saldırganlardan Yunus Emre Sarban ölü ele geçirildi.
Yaralı Ahmet İmrak ve Onur Çelik’in tedavileri sürüyor.
İmrak’ın ağabeyi Murat ile Çelik’in eşi Cansel’in de aralarında olduğu 13 kişi tutuklandı.
Murat İmrak ve Cansel Çelik’in ifadeleri saldırının nasıl planlandığını ve gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.
Dükkanda dini sohbet
Murat İmrak, gasptan sabıkalı.
Bu suçtan ötürü 2024’te bir yıl tutuklu kalmış.
Ağabeyinin uyuşturucu kullanmaktan suç kaydı var.
İmrak, Gebze’de 2017’den itibaren Hizbuttahrir örgütüne bağlı Köklü Değişim Dergisi bürosuna gitmeye başlamış. 2026 başında Hizbuttahrir’den ayrılmış.
Dükkan açıp motor alım satımına başlamış.
Her cuma akşamı dükkanında dini sohbetler vermeye başlamış. 16-30 yaşlarında 15-20 kişilik topluluk oluşturmuş.
Köklü Değişim Derneği’nden arkadaşı olan Onur Çelik de sohbet halkasına katılmış.
İmrak, Çelik için şunları söylüyor:
“Köklü Değişim Dergisi’nde sohbet ediyorduk. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullandığından ara ara kopuyordu. Nadiren de olsa dükkanımda sohbete geliyordu.”
Çelik, zamanla Ahmet İmrak’la samimiyetini ilerletmiş.
Saldırının bir numarası olan Yunus Emre Sarban ile Ahmet’in kebapçısında tanışmışlar.
‘Diplomatları rehin alalım’
İmrak’a göre saldırma fikri mart ayının sonlarına doğru kardeşi Ahmet ve Onur Çelik’le araçla Kocaeli’de dolaşırken akıllarına düşmüş. Bütün plan Çelik’in gördüğü bir rüyayı anlatmasıyla başlıyor!
İmrak, şu bilgileri veriyor:
“Onur, rüyasında kendisini, Ahmet’i, beni ve Yunus Emre’yi gördüğünü, Türkiye’nin işgal edildiğini, bizim Türkiye’yi müdafaa ettiğimizi anlattı. Ahmet ya da Onur, İsrail Konsolosluk’ta diplomatları rehin alıp Gazze’de kardeşlerimiz hakkında isteklerde bulunmamız gerektiğini söyledi. ‘Hayır, olmaz’ dedim. ‘Neden olmaz’ dediler. İşin böyle olmaması gerektiğini, alimlerden fetva almamız, istihare namazı (Kararsız kalınan meselede Allahtan işaret almak için kılınan nafile namaz) kılmamız gerektiğini öne sürdüm. Yunus Emre’nin yanına gittik. Yunus Emre, olayın gerçekleşebileceğini ve yer alacağını öne sürdü. Namazdan sonra evlerimize gittik. Ahmet, polisle karşı karşıya gelmeden konsolosluktakileri rehin alarak, işi başarabileceğimize beni ikna etti. ABD ya da İsrail konsolosluklarından hangisine saldıracağımızı düşünüyorduk. İnternetten yaptığımız araştırmalar ve görsellerden ABD konsolosluğu çok iyi korunduğu, yüksek duvarları olduğu için buraya saldıramayacağımızı düşündük ve İsrail’e yöneldik.”
Silah arayışı
İmrak, saldırıya ikna olunca, Hizbuttahrir’den tanıdığı A.A.’ya gidip tüfek ayarlamasını istiyor. A.A.’nın yönlendirdiği kişi ertesi gün İmrak’a mesaj atıyor. İmrak, Çelik’in telefon numarasını göndererek, “Bununla konuş” diye yazıyor. Fakat anlaşma sağlanamıyor. İmrak da tüfek temini için E.A.’ya mesaj gönderiyor. Ama bu görüşme de gerçekleşmiyor.
1 Nisan’da keşif
Çelik, saldırıdan önceki hafta eşi ve çocuklarını Konya’da baba evine bırakıp dönüyor.
İmrak kardeşlere “İsrail Konsolosluğu’na gidip keşif yapalım” diyor.
1 Nisan akşamı İstanbul’a geliyorlar.
Konsolosluk önünde yürüyüp keşif yapıyorlar.
İmrak, şöyle devam ediyor:
“Burayı koruyan polisleri görür görmez, benim yapamayacağımı, polisle karşı karşıya gelmek istemediğini söyledim. Herkese zarar geleceğini, bir sürü masumun öleceğini söyledim. Onur’un evine gittik. Onur ve Ahmet’i iknaya çalıştım. Onur ve Ahmet olayı başarabileceklerini, kimseye görünmeden içeri girip çalışanları rehin alacaklarını söyleyip beni ikna etmeye çalıştılar.”
Ertesi gün…
İmrak, konsoloslukta diplomatların olup olmadığını araştırmış. Kimsenin görev yapmadığını öğrenince bu bilgiyi suç ortaklarıyla paylaşmış. Ancak konuşma sırasında Çelik’in aracını sattığı bilgisini alınca “olayı yapmayı kafaya koyduklarını” düşünmüş.
İmrak, şöyle diyor:
“Ülkemizin dış tehditlerle karşı karşıya olduğunu, işi yaparsak cezaevine gideceğimizi ve ülkemiz savaşa girerse cezaevinde olacağımızdan dolayı vazgeçmemiz gerektiğini söyledim.”
İmrak, ilerleyen günlerde kardeşi Ahmet’in “Yunus Emre vazgeçti” dediğini öne sürüyor. “Yunus Emre’nin vazgeçtiğini duyduğumda Ahmet ve Onur’un olayı yapamayacaklarını düşündüm” diyor.
Saldırıdan önce Ahmet’in eve gelmemeye başladığını, uyumak ve ihtiyaç gidermek için uğradığını kaydediyor. Bir gün önce geç saatlerde kapıyı çalarak, 2 bin TL’yi uzatıp “Anneme verirsin” dediğini ve gittiğini anlatıyor.
Silahın fotoğrafı telefonundan çıktı
Ahmet’te tabanca, tüfek, çanta ve poşet görmediğini belirtiyor.
Saldırıda kullanılan silahların nereden temin edildiğine dair fikrinin olmadığını savunuyor. Onur Çelik’in “Bir arkadaşımdan silah temin edebilirim” diye konuştuğunu belirtiyor.
İmrak’ın telefonunda Ahmet’in saldırıda kullandığı tabancanın fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın bir ay önce çekilip Çelik’e gönderildiği tespit edildi.
İmrak, tabancanın kardeşine ait olduğunu iddia ediyor. Ahmet’in ruhsatsız tabancayı 2025 yılının sonlarında korunma kaygısıyla aldığını savunuyor.
“Tabancayı nereden ve ne kadara aldığı hakkında bilgim yok” diyor.
Kardeşinin paraya ihtiyacı olduğunu, satın alır diye düşünerek tabancanın fotoğrafını çekip Onur Çelik’e gönderdiğini söylüyor.
Eyleme neden katılmadığını şöyle açıklıyor:
“Keşifte polisleri gördüğümden çatışma çıkacağını düşündüm, vazgeçtim. Güvenlik önlemi bu derecede olmasaydı gerçekleştirebileceğimi düşünüyordum. İkinci sebep olarak, kıldığım istihare namazının sonucunda bunun hayırsız olduğunu gördüğüm için vazgeçtim.”
‘Cihad edeceğim’ dedi, uyuşturucudandır diye ciddiye almadım
Cansel Çelik, saldırganlardan Onur Çelik’in eşi.
Beş yıl önce evlenmişler.
İki çocukları var.
Onur Çelik, araç kaplama işinde çalııyor.
Cansel, eşi hakkında şöyle diyor:
“Evlendikten sonra uyuşturucu kullandığını öğrendim. Genelde Met (Metanfetamin) kullanırdı. Kullandığı zaman 1-1.5 gün eve gelmezdi. Geldiğinde uyuşturucu kullandığına pişman olduğunu söyleyip özür dilerdi.”
Cansel Çelik, eşinin camiye gitmediğini, oy kullanmadığını ve bir aydır radikalleştiğini belirterek, şu bilgileri veriyor:
“Bir aydır dini aşırıcılığı vardı. Evde ‘Cihad edeceğim’ şeklinde söylemde bulunmaya başlamıştı. Kullandığı uyarıcı maddelerden kaynaklı olduğunu düşünerek, çok oralı olmadım. ‘Cihad nasıl yapılır’ diye sorduğumda, arkasında ağlayan kimse olmaması ve başlarında iki tane savaş görmüş komutan bulunması gerektiğini söyledi. Ciddiye almadım.”
Eşinin saldırıdan bir hafta önce kendisi ve çocuklarını Konya’da ailesinin yanına bırakıp Gebze’ye döndüğünü ifade ediyor. Kendisi Konya’dayken, eşinin eve İmrak kardeşleri almasına kızdığını anlatıyor.
Eşi İmraklarla bir aydır görüşüyormuş.
Ahmet İmrak’ın eşine gönderdiği silah fotoğrafları göndermiş. Cansel Çelik, şöyle konuşuyor:
“Ahmet ve Murat İmrak’ın çalışmaması ve eşimden para alıyor olmalarına tepki gösterdim. Eşim silah ticareti yapmak istediğini bana söylemiştir. Karşı çıktım. Aracını satıp aldığı parayla silah ticareti yapacak olma ihtimaline karşı korktuğum için sert bir dille uyardım.”
Çelik, kullanılan silahlardan bilgisinin olmadığını iddia ediyor.
Konsolosluk eylemini cihad değil, terörist saldırı olarak görüyor.
Çelik, şöyle diyor:
“Eşim uyuşturucu bağımlısıdır. Bana, çocuklarıma ve kendisine zarar vereceği korkusuyla kendisinden çok denemiş olmama rağmen ayrılamadım. Son bir aydır aşırıcı dini görüşlerinden ve arkadaşları ile fikir birlikteliklerinden ötürü kendisiyle kavga ettim. Uyuşturucu etkisindeyken sebepsiz yere evi araması, ‘Birisi mi var’ deyip odalara bakması gibi olaylar yaşadığımız için aşırıcı olsa da cihat söylemini ciddiye almadım. Silahlı eylem yapacağını düşünmedim. Düşünsem engel olur, polise söylerdim. Eylemi desteklemiyorum. Gerçekten ilgim yoktur.”
Vali Sonel: Oğlum Gülistan Doku’yu tanımaz, bilmez
Tunceli’de üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun altı yıl önce öldürüldüğü ve ortadan kaldırıldığı ilişkin önceki gün operasyon yapıldı.
Dönemin Tunceli Valisi, bugünün mülkiye başmüfettişi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay gözaltına alındı.
Doku Ailesi tarafından suçlanan Mustafa Türkay Sonel’in genç kızın kaybolduğu gün aynı güzergahtan araçla geçtiği ifade ediliyor.
Vali Sonel’in de Doku’nun kaybolması sonrası ailesi tarafından çıkarılan SİM kartına el koyduğu öne sürülüyor.
Dün oğlu ve kendisi hakkındaki iddiaları sormak üzere Sonel’i aradım.
Sonel, oğlunun Doku’yu tanımadığını anlatarak, “Benim çocuk bilmez. Lise son sınıftaydı o zaman, üniversiteye hazırlanıyordu. Tanımaz, etmez, bilmez. Vallahi bilmez, billahi bilmez” diyor.
Oğlunun beyaz araçla Doku ile aynı caddeden geçtiği bilgisine ilişkin şu yanıtı veriyor:
“Oğluma ‘5 Ocakta neredeydin?’ dedim. ‘Arkadaşlarla dolaştık’ dedi. Genç bunlar. Yazdılar ‘Valinin oğlu ehliyetsiz’ diye. Öyle bir şey var mı! Tunceli’de bir cadde var zaten. ‘Kendi aracımızla üç defa geçer o yoldan, beş defa geçer, kime ne? Yüzlerce araç geçiyor.”
Sonel, SİM kartına el koyduğu iddiasını da reddediyor.
“Her türlü desteği verdik aileye. Niye alayım” diye konuşuyor.
Doku ailesiyle birebir ilgilendiğini anlatan Sonel, şöyle devam ediyor:
“Aileye dedik ki, ‘Yanınızdayız. Benim de kızım var, evladım gibi ilgileneceğim.’ Öğretmen evini açtık, aylarca baktık. ‘Barajda arayalım’ deyince eşlik ettim. Barajı boşalttık, aradık. O zaman iyiydik, şimdi mi kötü olduk? İtibar suikastı olarak görüyorum. Yazık günah, bu kadar emek vermişiz. Kayıp kızımızın çıktığı kişi (Zaynal Abarakov) Rusya’ya gitmişti. Emniyet müdürümüzle görüştüm, Rusya’dan getirttik. Diyorlar ki ‘Vali çocuğa dedi ki Rusya’ya git.’ Tövbe tövbe! Ben getirdim. Hakimin yurt dışı yasağı koyması lazımdı, koymamışlardı. Ne yapayım şimdi?”
-
Dönüm noktasını çoktan aştık! Dünya artık bizi taşıyamayacak
-
Türk dünyası turizm zirvesinde buluştu. Turizmin kalbi Ankara’da attı
-
İlk araştırma sonucu yayınlandı, Vodafone 5G’de öne çıktı
-
Çellist Luka Sulic, İstanbul’a geliyor
-
2026’da kimliğiniz garajınızda saklı!
-
HIV vakalarında artış
