‘Kafir polisler kafama sıkın’ dedim, sıkmadılar

İsrail’in İstanbul Konsolosluğu’na yönelik saldırının iki numarası Onur Çelik, binaya girmek için polislere ateş ede ede ilerlerken, vurularak yakalandı. Çelik, düştüğü yerde, “Kafir polisler, kafama sıkın” diye bağırarak, kendisi öldürtmek, sözde …
Güncel - Nisan 24, 2026 5:06 am

İsrail’in İstanbul Konsolosluğu’na yönelik saldırının iki numarası Onur Çelik, binaya girmek için polislere ateş ede ede ilerlerken, vurularak yakalandı. Çelik, düştüğü yerde, “Kafir polisler, kafama sıkın” diye bağırarak, kendisi öldürtmek, sözde ‘şehit’ olmak istedi. “Kafir” diye hakaret ettiği polisler yaralı saldırganı hastaneye kaldırdılar.

Konsolosluğa 7 Nisan’da gerçekleştirilen saldırıda Yunus Emre Sarban ölü, Onur Çelik ve Ahmet İmrak ise yaralı olarak ele geçirildi.

Tedavisi tamamlanan Çelik’in 14 Nisan’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifadesi alındı.

Uyuşturucu bağımlısı

Çelik, incelenmeyi hak eden bir profil.

Kocaeli’nde 2001’de doğdu.

Van nüfusuna kayıtlı.

10 yaşındayken, anne ve babası ayrıldı.

Annesiyle sığınma evinde kaldı.

Okuyamadı.

Dini eğitimi de yok.

Babası cinsel istismar suçundan yedi yıldır tutuklu.

Kendisi uyuşturucudan sabıkalı.

Ve halen bağımlı.

Oto yıkamacılık, araç kaplamacılık işleri ve tır şöförlüğü yaptı.

Silah ticareti, hatta tarihi eser kaçakçılığı işine girdi. Üç ay önce 25 sikkeyi satmak üzere geldiği Edirne’de yakalanmıştı.

Hizbuttahrir

İki yıl kadar önce Hizbuttahrir örgütüne bağlı Köklü Değişim Dergisi’nin Gebze Temsilciliği’ne gidip gelmeye başladı.

Derginin çağrısı üzerine İsrail Konsolosluğu önündeki protestoya katıldı. Gebze ve Yalova’da Gazze eylemlerinde de vardı.

Çelik, ifadesinde, IŞİD üyesi olmadığını iddia etti. Türkiye’yi kafir gördüğünü belirterek, şöyle dedi:

“DEAŞ, Hizbuttahrir ve El Kaide’yi terör örgütü görmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni benimsemiyorum. Türkiye’yi kafir görmekteyim. Oy kullanmam ve okula çocuklarımı göndermem.”

Çelik, konsolosluk saldırısını birlikte planladığı Ahmet – Murat İmrak kardeşlerle Köklü Değişim Dergisi bürosunda tanıştı.

Murat, dernekten ayrıldıktan sonra açtığı dükkanda haftada bir dini sohbet veriyordu. Çelik, sohbetin müdavimiydi.

İmraklarla üç aydır samimiydi.

Geçmişte IŞİD üyeliğinden tutuklanan Sarban’ı bir kadar önce Ahmet İmrak vasıtasıyla tanıdığını söylüyor, Çelik.

Uyuşturucu müptelasının rüyası

Çelik ve İmrak kardeşler sıklıkla araçla gezip sohbet ediyordu.

Bir yolculuk sırasında sohbet İsrail’in Gazze’deki devlet terörüne bağlandı.

Çelik:

“Her buluşmamızda İsrail’in Filistin’e yaptığı soykırımı konuşuyor, İsrail’e ders vermemiz gerektiğini düşünüyorduk. İsrail’in hapisteki insanları idam etme olayı son nokta oldu. Bu beni çok etkiliyordu. Eylemden 3-4 hafta önce rüyamda Ahmet-Murat İmrak ve Yunus Emre Sarban’la Filistin’de İsrail ile savaştığımı gördüm. Şehit olduğumuzu görmedim.”

Anlaşılan, uyuşturucu müptelasının rüyasıyla başlamış her şey.

Bir hafta önce planladılar

31 Mart.

Çelik ve İmraklar Darıca’da araçla dolaşırken, İsrail veya ABD Konsolosluğu’na saldırıyı planladılar. Diplomatları rehin alarak, taleplerde bulunacaklardı.

ABD Konsolosluğu’na saldırmaktan, güvenliği aşamayacaklarını görüp hemen vazgeçtiler.

İmraklar kilise ve sinagoglara saldırmayı teklif etti. Ancak ibadethanelere saldırı yanlış olacağını düşündüler.

Haliyle İsrail Konsolosluğu’nda karar kıldılar.

Çelik, gece eşine “İsrail zulmüne karşı eylem yapacağım” diye haber verdi.

Eşi Cansel, İmrakları kastederek, “Uyma onlara!” dedi.

“Sizi polise şikayet edeceğim” diye tehdit etti.

Çelik, anlatıyor:

“Eşime Ahmet ve Murat’ın yanlış yolda olduklarını, cihad için başımızda komutan olması gerektiğini söyledim. Eylem yapamayacağım anlattım. Eşim de sevindi.”

Aslında yalan söylemişti.

Aynı gece eşi ve çocuklarını, Konya’daki kayınpederinin evine bıraktı.

Ertesi sabah Gebze’ye döndü.

İlk keşif

1 Nisan.

Çelik ve İmrak kardeşler keşif için İstanbul’a doğru yola çıktı.

Polis barikatlarının yanında yürüdüler.

Bir durakta oturdular.

TOMA araçlarına ve nöbetçi polislere baktılar.

Araçla konsolosluğun yakınına kadar gelebileceklerini gördüler.

Murat İmrak, dönüş yolunda, saldırıya katılmaktan vazgeçtiğini söyledi. Zaten konsolosluğun boş olduğunu, içeride diplomat bulunmadığını anlattı.

Diğer iki kişi ise Murat’ın kendilerini vazgeçirmek için yalan söylediğini düşündü.

Onlar eylemde kararlıydılar.

İkinci keşif

2 Nisan.

Çelik ve Ahmet İmrak, gündüz keşfi için Gebze’den yola çıktı.

Planın tekrar üzerinden geçtiler.

Çelik, silah almak için Ataşehir’deki bir oto satıcına gidip 350 bin TL’lik aracını 230 bin TL’ye sattı. Araçsız kaldıkları için ilçeye Marmaray’la döndüler.

Silah temini ve atış talimi

3 Nisan.

Çelik ‘şehit olursa borçlu gitmemek için’ bazı borçlarına ödedi.

Saldırıda kullanacakları aracı kiraladı.

Ahmet İmrak, cep telefonunu 4 bin TL’ye sattı.

Silah bulmaya giriştiler.

Erdoğan Alaca’dan 50 bin TL karşılığında iki tüfek aldılar.

4 Nisan.

Çelik, İmrak ve Sarban buluştu.

Sarban, “Silahları ayarladıysanız ne zaman saldırıya gidiyoruz” diye sordu.

Çelik’ten tüfekleri ve 10 fişeği aldılar.

Hereke’nin Tavşancıl mevkisindeki ormanlık alanda atış talimi yaptılar.

Gece 50 bin TL ödeyip iki silahı satın aldılar.

5 Nisan.

Çelik, Erdoğan Alaca’dan 150 mermiyi aldı.

Evde silahlarını denedi.

Biri bozuktu.

Gece kaçakçılarla buluşup bozuk silahı verdi, sağlamını teslim aldı.

6 Nisan.

Saldırı için bugünü seçmişlerdi.

Ancak silahları temin edemedikleri için sonraki güne bıraktılar.

Ahmet İmrak’ın cep telefonunu 4 bin TL’ye sattılar.

Gebze’de iki av bayisine gittiler.

Üç tüfek askısı, bir kamuflajlı pantolon, iki kemer, 450 domuz mermisi, 50 saçma, altı uzun namlulu tüfek şarjörü, bir bıçak, hücum yemeği, çanta ve eldiven temin ettiler.

Gece Köşklüçeşme Mahallesi’ndeki mezarlıkta buluştukları bir kişiden üçüncü tüfeği aldılar.

Osmangazi Köprüsü’ne gidip manzarayı seyrettiler.

‘Allahuekber’ diyerek…

7 Nisan.

Saldırı sabahı.

Çelik’in evinden silahları aldılar.

Çelik, iki adet taşı siyah bantla bantlayıp el bombası görüntüsü verdi. Sahte el bombaları ‘konsolosluğa girerken dikkati

dağıtmak’ içindi. Taşları yeleğinin ceplerine koydu.

Saat 10’da yola çıktılar.

Şöför mahallinde Çelik oturuyordu.

Saat 12.30’da konsolosluk sokağına girdiler.

Çelik, bu saati seçmelerinin sebebini şöyle açıklıyor:

“Konsolosluktan 12.30’da öğlen arasına çıkanları rehin alarak binaya girmenin daha kolay olacağını düşündük.”

Aracı sağa çekip indiler.

Bagajdan uzun namlulu tüfekler ve mermileri aldılar.

Polisler sıkmadı

Çelik, çatışan iki saldırgana “Önden ben gideceğim, arkamdan siz gelin” dedi.

Çelik, şöyle devam ediyor:

“Uzun namlulu tüfeği aldıktan sonra direkt servis otobüslerinin bulunduğu yerdeki şahıslara ‘Allahuekber’ diyerek ateş ettim. Servis aralarında üniformalı polisler vardı. Polislere doğru beş-altı el ateş ettim. Vurulan polis olup olmadığını bilmiyorum. Arkamdan gelen İmrak ve Sarban’ın da Allahuekber diye tekbir getirdiğini duydum. Yolun solundaki konsolosluğa ateş ederek koşmaya başladım. Dört-beş kere tüfekle ateş ettim. Kimseyi vurup vurmadığım hakkında bilgim yok.”

Çelik, polislerce vurularak, yere düşürüldü.

Polisler yaralı saldırganı öldürmediler.

Çelik ise “Kafir polisler kafama sıkın” diye bağırdı.

Saldırgan anlatıyor:

“Yaralıyken bana yardıma gelen polislere ‘Kafir polis’ diyerek, kendimi öldürtmek istedim. Kafama sıkmalarını istedim, sıkmadılar. Beni hastaneye getirdiler.”

Kanlı plan

İçeri girebilselerdi, – tabi binada diplomatların görev yaptığını zannediyorlar-, kanlı bir eylem yapacaklardı.

Çelik’e göre plan şöyleydi:

“Konsolosluğa girmeyi başarsaydım Filistin’de idam edilenler için video çekip içeridekileri rehin alacaktık. Video çekip rehineleri öldürecektik. Ancak çocuk ve yaşlıları öldürmeyecektik.”

BENZER HABERLER