Her söylediği muhatapları tarafından yalanlandığı için ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in İran’a silah göndermeme kararı aldığını söylemesine temkinli yaklaşmak gerek. Çünkü Çin İran’a silah sattığı iddialarını hiçbir zaman kabul etmiş değil. Çift kullanımlı, yani hem savaşta hem de barışta kullanılabilecek teknolojik destek verdi sadece ancak bunları da “silah” olarak tanımlamıyor Çin. Dolayısıyla Trump’ın iddia ettiği gibi böyle bir karar almasını gerektirecek silah alışverişi yok İran’la.
Trump, nihayetinde “Panama Kanalı’nın yönetimini Çin’den geri alacağız” demiş adamdır. Kanal’ı Çin değil Panama hükümeti yönetiyor oysa. Yani ne söylediğinin farkında değildir pek.
Sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nı açtığı için Şi Cinping’in kendisiyle “kucaklaşacağını”da iddia ediyor bu arada. Eğer Şi, Trump’la gerçekten “kucaklaşırsa” bu ilginç olsa da şaşırtıcı gelmez kimseye. Buna literatürde “Masaj Diplomasisi” deniyor zaten. Liderler kendi aralarında kişisel bağlar kurmak için kucaklaşırlar da zaman zaman. Alışılagelmişin dışında da olsa bir diplomatik yaklaşım türüdür bu.
Trump’ın arka arkaya bu yalanları sıralamasının nedeni 14 -15 Mayıs günleri arası Çin’i ziyaret edecek olması. Çin henüz bu ziyareti onaylamış da değil, belirtelim.
Ama Tump Şi’nin kendisini kucaklayacağından bu kadar emin olmasa iyi eder. Çünkü onca “cehaletine” ragmen son derece kurnaz bir tarafı da olan Trump’ın ziyarete bir ay varken Hürmüz Boğazı’nı ablukaya alması, (kaldıracağını söylese bile) Çin’in pek hoşuna gitmiş değil haklı olarak. Çünkü abluka, Çin bağlantılı bir geminin alıkonulma olasılığını da içeriyor. Çin’in bölgedeki büyük çıkarlarına zarar verdiği, tedarik zincirlerini, enerji güvenliğini, Çin ihracatı için önemli bir pazar olan Körfez ülkeleriyle olan ticaretini etkilediği de kesin.
Trump’ın ablukayı kaldıracağını söylemesi bir müzakere taktiği aslında. Çin’in ihtiyaç duyduğu bir konuda Hürmüz Boğazı ablukasını bir baskı unsuru olarak elinde tutmak istiyor. Böylelikle aralarında gerginlik kaynağı olan nadir toprak elementleri, ticaret savaşları, İran krizi gibi konularda siyasi işbirliğine yönelik tavizler almayı umuyor. Oysa Pekin bunu pekala Trump’ın hesap ettiği gibi bir baskı aracı olarak algılayabilir, ama Trump’ın beklentisinin tersine diplomasi alanını da daraltabilir.
Çünkü Şi’nin tavrı çok net. Trump’la görüşmesinin, onun İran krizinde elde edeceği başarıya bağlı olduğunu “Hürmüz Boğazı krizi henüz çözülmemişse, Trump’ın Çin’i ziyaret etme olasılığı kesinlikle daha düşük olacaktır” sözleri bu netliği ortaya koyuyor yeterince.
Trump, yine de “kucaklanma” garantisi yok ama, eğer ablukayı kaldırırsa Çin’le “iyi bir başlangıç” yapmış olabilir, bu kesin. Gümrük verilerine göre, Körfez ülkeleri geçen yıl Çin’in ham petrol ithalatının yüzde 42’sini karşıladı. Analitik şirketi Kpler’e göre ise, Çin’in ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 12’si İran’dan geldi. Buna ek olarak, Çin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihtiyacının üçte birini Orta Doğu’dan karşılıyor; bu miktarın yüzde 28’ini Katar sağlıyor. Dolayısıyla Çin için çok önemli olan bölgeye ya da Hürmüz Boğazı’na yönelik bir ABD ablukası/baskısı iki ülkeyle ilişkileri uzun yıllar sürecek bir gerginliğe yolaçabilir.
Çin’i sıkıştırıp, ardından ona “jest” yapıyor gibi davranmakla, daha önce de örnekleri görüldüğü gibi, Çin’i aldığı tutumdan vazgeçireceğini sanmakla yanılıyor Trump. Buna rağmen böyle yalan söylemeye devam ederse gittiği yerlerde kendisini “kucaklama”yı bekleyenlerle karşılaşması zor.
Kucaklarlar mı, kündeye mi getirirler Allah bilir artık.