Devlet nasıl olmalı?
Devlet, üzerinde en çok konuştuğumuz; fakat tanımında anlaşamadığımız kurumların başında yer almaktadır. Devleti kimi zaman kutsallaştırılarak eleştiriden azade tutulmakta, kimi zaman ise sıradan bir yönetim aygıtına indirgeyerek itibarsızlaştırmaktayız. Oysa devlet, ne tapınılacak bir varlık ne de keyfî biçimde şekillendirilecek basit bir araçtır. Devlet, hukukun içinde anlam kazanan ve ancak hukukla meşruiyet bulan bir kurumsal varlıktır.
Başlıktaki sorumuzun özü şudur: Devlet güçlü mü olmalıdır, yoksa özgürlükçü mü? Bu soru, ilk bakışta anlamlı görünse de, esasen bir yanılgıyı içermektedir. Çünkü güç ile özgürlük, birbirinin alternatifi değil; doğru kurulduğunda birbirinin güvencesidir. Güçsüz bir devlet, hak ve özgürlükleri koruyamaz. Sınırsız bir devlet ise, onları ortadan kaldırır. Bu nedenle asıl mesele, devlet gücünün hukukla sınırlandırılması, devletin hukuk içinde hareket etmesidir.
Türkiye’nin yakın dönem tecrübesi, bu gerçeği açıkça ortaya koymuştur. Yetkilerin tek elde yoğunlaşması, karar alma süreçlerini hızlandırabilir; ancak denetim mekanizmalarının zayıflaması hâlinde, bu hız, hukukun aleyhine işler. Buna karşılık, yürütmenin parçalandığı ve etkisizleştiği sistemler ise, devleti karar alamaz hâle getirir. Her iki durumda da zarar gören, devlete olan güven duygusu, dolayısıyla vatandaştır.
Bu nedenle yapılması gereken, yürütme erkini ortadan kaldırmak ya da sınırsızlaştırmak değil; onu dengelemektir. Bu bağlamda, yürütmenin iki kanatlı bir yapıya kavuşturulması, rasyonel bir tercihtir. Bir tarafta halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, devletin sürekliliğini temsil etmeli; dış politika, yüksek yargı atamaları ve anayasal düzenin korunması gibi alanlarda görev yapmalı, diğer yanda ise, icranın günlük yükünü taşıyan başbakan, yasama organı içinden çıkmalı ve ona karşı sorumlu olmalıdır. Böylece temsil ile icra, birbirine karışmadan, kendi alanlarında işlevlerini icra edebilir.
Yasama organı da aynı şekilde dengeye muhtaçtır. Tek meclisli yapılar, çoğunluk iradesini mutlaklaştırma riskini taşır. Oysa demokrasi, salt çoğunluk yönetimi değildir; çoğunluğun da hukukla sınırlandığı bir rejimdir. Bu nedenle ikinci bir meclis, yani Senato, yalnızca teknik bir denetim organı değil; aynı zamanda yasama faaliyetini olgunlaştıran bir akıl süzgeci olmalıdır.
Yargı ise bu sistemin teminatıdır. Yargının bağımsızlığı, yalnızca anayasal bir ilke değil; aynı zamanda hukuk devletinin varlık koşuludur. Ancak bağımsızlık, denetimsizlik anlamına da gelmez. Yargı, ne siyasal iktidarın etkisine açık olmalı ne de kendi içine kapanarak hesap vermez bir yapı hâline dönüşmelidir. Bu denge, farklı organların katılımıyla sağlanacak bir yapılanmayı zorunlu kılar.
Devletin sürekliliğini sağlayan bürokrasi ise, sadakat esasına göre değil, liyakat esasına göre örgütlenmelidir. Liyakatten uzaklaşan bir kamu düzeni, en iyi anayasal metinleri dahi işlevsiz kılar. Çünkü hukuk, yalnızca normlardan değil; o normları uygulayan insanlardan oluşur.
Yerel yönetimlere gelince; yetki devri ile egemenlik devri arasındaki farkın titizlikle korunması gerekir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, hizmet etkinliği açısından zorunludur. Ancak bu güçlendirme, devletin üniter yapısını zedeleyecek bir anlayışa dönüşmemelidir.
Sonuç olarak devlet, ne mutlak bir güç ne de etkisiz bir yapı olmalıdır.
Devlet, hukukun içinde tanımlanmalı; yetkileri hukukla sınırlandırılmalı ve bu sınırlar, istisnasız uygulanmalıdır. Çünkü hukuk devleti, yalnızca kuralların varlığıyla değil, o kuralların herkese eşit biçimde uygulanmasıyla anlam kazanır.
Sorumuzun cevabı bu çerçevede oldukça açıktır:
Devlet, güçlü olmalıdır; ancak bu güç hukuka bağlı olmalıdır.
Devlet, etkili olmalıdır; ancak bu etki denetime açık bulunmalıdır.
Devlet, kalıcı olmalıdır; ancak bu kalıcılık kişilerle değil kurumlarla sağlanmalıdır.
Kısacası devlet, ancak hukukla devlet olur.
-
Her şey çocuğun sorusuyla başladı. Bitkilerden üretildi, bir odaya yetiyor
-
Devlet nasıl olmalı?
-
Arabasında parçalanmış ceset bulunmuştu. Ünlü şarkıcı D4vd tutuklandı
-
İngiltere’de Epstein krizi: Başbakan Starmer’ın istifası istendi
-
14 yaşındaki Yağız Kaan Erdoğmuş satranç tarihine geçti
-
Messi kulüp satın aldı
